: Anasayfa :: Editörlerimizden :: Bilim Muhabirlerimizden :: Sınav Soruları :: Biyo-Linkler :: Biyo Sözlük :: Kayıt Olun :: İletişim :
   
06 01 2009
Anasayfa arrow Editörlerimizden
Editörlerimizden
Köpekler ve Üremeleri
10 09 2008
 

                                                                           Merhabalar...

     İlk yazımı, (yolda yürürken yaşadığım bir olay yüzünden) köpeklerin üremeleri hakkında yazmak istedim. Çünkü insanlarımız köpeklerin bazı tepkilerini yanlış değerlendirmekteler. Farklı kaynaklardan bilgiler buldum, toparladım.

 
     Köpekler, köpekgiller (Canidae) familyasından görünüş ve büyüklükleri farklı, üçyüzden fazla evcil ırkı olan hayvanlardır.Başı az çok uzun, üst çenede üç, alt çenede dört kesici dişi bulunur. Ön ayakları beş, arka ayakları dört parmaklıdır. Tırnakları kedi gibi çekilebilme özelliğinden mahrumdur.    Köpeklerin koku alma ve işitme duyuları keskindir. Görme mekanizması, sarı ve mavi renkleri daha iyi algılayabilen yapıdadır, ter bezleri pati yastıklarındadır. Yeterince ter atamadıkları için, ağız ve salya yoluyla sıvı atarlar. Özellikle sıcak zamanlarda dillerini ağızlarından sarkıtarak harâretlerini dışarı atarak serinlerler.     Köpekler nasıl ürerler?     Erkek köpeklerin eşleşme güdüsü,dişilere gelmiş herhangi bir dişi kokusu aldığında devreye girerken, dişiler ırklara göre değişmekle beraber ortalama 180 günde bir eşleşme dönemine girerler ve sadece bu dönemin uygun günlerinde çiftleşebilirler. Eşleşmenin olduğu dönemde kanama olur ve bu dönem, 180 günde bir, 18 gün süren bir siklustur. Kanama 9 gün sürer ve kanama bitiminden sonraki 1.-2.-3.-4. günlerde eşleşme için uygundur. 63 günlük bir gebelik devresinden sonra, dişi, burnu tamamen açık, gözleri kapalı ve sağır 2-8 yavru doğurur. Yavru sayısı, eşleşme sıklığı, eşleşme zamanı, dişiyi dölleyen erkeklerin sayısı ya da erkeğin döl kalitesi gibi etkenlere bağlıdır. Yavru doğduğunda, sadece burnu açıktır, 14. günde gözler, 21. günde kulaklar açılır. Anne köpek, doğumda, son yavrunun gelmesiyle beraber, yavru toplama motor şablonunun etkisiyle, 14 gün boyunca yavrularına muazzam bir ilgi gösterir. 14. günde yavruların gözleri açıldığında, annedeki oksitosin hormonu tamamen normal seviyeye gelmiş ve anne yavruları ile ilgisini hemen hemen keser. Yavrular için çözüm üretme, kaybolduklarında arama, yardım için çağırdıklarında yanlarına gitme gibi eylemleri keser. Yavrular altı hafta süt emerler.     Bunlar az çok herkesin bildigi genel bilgiler fakat köpeklerin çiftleşmelerini her zaman yanlış algılamışızdır. Köpekler arka arkaya çiftleşirler.Bir köpeğin üzerinde gidip gelen bir köpek gördüğümüzde çoğumuz bunu çiftleşme olarak algılarız.Bu köpegin üstünlük hareketi olarak bilinir.        Bir köpek, cinsel ilişki için sizin bizim bacaklarımızı tercih ediyor gibi görünür, fakat bu köpeklerin yaptığı cinsel bir davranış degil, bir topluluk içinde kendine yer edinebilmek için gerçekleştirdiği bir davranıştır.          Köpekler aslında arkadan birleşerek çiftleşirler, fakat daha sonra bacaklarından birini partnerlerinin üstünden geçirirler; böylece arka arkaya gelmiş olurlar. Bu olunca erkek köpeğin penis ucu (bulbus glandis) kan pompalayarak şişer ve bu da geri cekilmeyi imkansızlaştırır.Bu olaya ''dügümlenme'' denir.Bu durum sperim sızmasını engellemeye yarar.Boşalma olana kadar bir iteleme süresi yaşanr ve sonucunda penis küçülür, böylece köpekler birbirinden ayrılabilir.
     İlk kez cinsel ilişkiye giren köpekler, birbirlerine kenetlendiklerini fark edince bazen ters tepki verebilirler. Böyle durumlarda itişmeler ve cıkan kesik havlamalar romantik bir andan ziyade kavga gibi görünür.
          Köpeklerimizi çiftleştirdik. Fakat hemen oldu bitti bu iş demeyin. Yalancı gebelik denilen bir olayla karşı karşıya kalabilirsiniz.          Dişi köpek gebelik belirtileri göstediği halde gebe olmayabilir. Yalancı gebelik kızgınlık devresinin sonunda progesterone hormonu nedeniyle görülebilir. Progesterone hormonunun gebelik ve döllenmeye etkisi önemlidir. Yalancı gebeliğin olduğu durumlarda progesterone yumurtalıklar tarafından üretilir.      Bazı yalancı gebelik vakkalarında köpeğin normal gebelikte olduğu gibi memelerinde büyüme gözlenir fakat bazı vakkalar daha dramatikdir. Bu gibi durumlarda köpek gelmesini beklediği hayali yavru için heycanlanır, titrer, kalp atışları hızlanır genellikle bir oyuncağa veya daha başka şeylere sahiplenir ve emzirmeye çalışır. Yalancı gebeliğin şiddetli olduğu durumlarda hormon tedavisi ile önlenmeye çalışılır.      Köpeklerin ne düşündüklerini tam olarak tahmin etmemiz biraz zor galiba:     ''Brezilya'nın güneyindeki Passo Fundo kentinde yaşayan Cassia Aparecida de Souza, komşunun köpeğiyle çiftleşen kedisinin, köpek özellikleri taşıyan yavrular dünyaya getirdiğini iddia ediyor.       Cassia ve kocası Rogerio, kedileri Mimi’nin, köpekle çiftleştikten 3 ay sonra 6 yavru dünyaya getirdiğini, bunlardan kedi özellikleri taşıyan 3’ünün doğumdan kısa süre sonra öldüğünü anlattı. Mimi’nin, köpek özellikleri taşıyan 3 yavrusunu ise yaşadığını belirterek, fotoğraflarını çektirdiler. Çiftin bu iddialarını kanıtlayabilmek üzere Passo Fundo Üniversitesi’nden genetik bilimciler yavrulardan kan örnekleri alarak inceleyecekler.''       Siz bu konuda ne düşünürsünüz bilemiyorum ama bence çeşitlilik iyidir.  (:     Umarım bilmediğiniz bazı noktaları size iletebilmişimdir, elimden geldiğince farklı konularda bilgi toplayıp sizlere iletmeye çalışacağım. Ama şimdilik bu kadar, mutlu günler dilerim.
Bu Yazıyı ilk yorumlayan olun Yazdır Arkadaşına Gönder
Editörümüz Olmak İster Misiniz?
10 06 2008
 

Biyologlar.Net bünyesinde kendi yazılarınızı, görüş ve yorumlarınızı ifade edebileceğiniz, yeni haberleri üyelerimize ve ziyaretçilerimize aktarabileceğiniz, "EDİTÖRLERİMİZDEN" bölümüze kaydolmak istiyorsanız lütfen bizimle irtibata geçiniz. Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

Editörlerimiz Biyologlar.Net'in önemli içerik yöneticilerinden biridir. Yazılarının güncelliği ile sitemiz içeriğine katkıları Biyologlar.Net için vazgeçilmez bir unsur olmalarını sağlamıştır. Siz de Editörümüz olup yazılarınızın sitemiz aracılığı ile yayınlanmasını sağlayabilirsiniz.

Editörlerimiz yazılarını 10 gün içerisinde yenilemekle sorumludurlar.
Yazılar hakaret, şahsı veya kurumu aşağılama türünden cümleleri içermemelidir.
Başvuru için bir fotoğraf, kısa özgeçmiş ve telefon numaralı yeterli olacaktır.

Biyologlar.Net

Yorumlar (1) Yazdır Arkadaşına Gönder
Yaşamak İçin Zaman Kalmıyor!
23 04 2008
 

Dün için “bugün” diyorduk, bugün içinse “yarın”…

           

Zamanı somutlaştırıyoruz kelimelerle, hayallerimizi de… Nedense bugünü yaşamak yerine hep yarını düşlüyoruz ve yarında ertesi günü… Öyle bir zaman geliyor ki pişman oluyoruz dünlerimize, ”yapsaydım”  diyoruz ve “keşke” kelimesi artıyor her pişmanlık cümlesinin önünde...

 Hayatı teğet geçerek yaşıyoruz; dostlukları, sevgileri de… Çünkü bizleri değiştirmek için elinden geleni yapan bu dünyada kendimiz olarak kalabilmek için savaşıyoruz durmadan, biliyoruz ki eğer bırakırsak ya da pes edersek bir gün; yelkensiz bir gemi gibi sürükleniriz okyanusun acımasız sularında, bilinmeyen yerlere. En iyisi siz sakın bırakmayın hayallerinizin peşinden gitmeyi ve unutmayın; hayatla ilgili ne kadar çok olumsuz şey söylense ve yazılsa da yaşamasını öğrenmek gerekiyor, bunun içinse bazen üzülmek bazense sevinmek.  

Hayatı sorgulamak için zamanımız “yok”…Merak ediyorum bizim ne için zamanımız var? Hep koşturuyoruz bir yerlere, bahaneler üretiyoruz zamanımızın olmadığını söyleyerek, beklide zamansızlık sorununu biz üretiyoruz kaçmak için…”Zamanım yok” diyerek kaçıyoruz gerçeklerden…

 

Aslında biraz geride kalmak gerekiyor nerede olduğumuzu görebilmek için, biraz nefes arası vermeli insan, tüm enerjisini dengelemeli, nefesini doğru kullanmayı öğrenmeli; belki o zaman, zamanı kullanmayı da öğrenir. Geride kalmak önümüzü görmemizi sağlayacaktır ve eğer yanlış yoldaysak bunu anlamamızı… Sonuçlarını bilmeden durmadan koşmak yerine durun ve etrafınıza bakın, daha uzun mesafeleri düşleyerek ilerleyin (göremeseniz de)…Ve en önemlisi zamanın sizi yönetmesine izin vermeyin, saatiniz beyniniz olsun

Bu Yazıyı ilk yorumlayan olun Yazdır Arkadaşına Gönder
BİYOLOG ADAYLARI
07 04 2008
 

Eğitim, bir gencin gelişimi tamamlayıp toplumda iyi bir yer edinebilmesi için önemli bir süreçtir. Öss gibi bir sınavdan çıkıp bir üniversitede herhangi bölüme yerleşirsiniz. Her şey halledilmiş gibi görünüyorsa da asıl mesele bundan sonra başlıyor. Bölüm değiştirme sohbetleri başlar, arkadaşlar arasında sonra bu da gerçekleşemeyince, istemeden bir kabulleniş olur. Öğrenciler bazı bölümlerde önceden bir ilgisi olmasa da okuyabiliyor. Bu durum biyoloji dalı için geçerli değil. Biyoloji hayatın her alanında olduğu için önceden olması gereken bir ilgi gerekir. İlgisiz de bu bölüm okunabilir ama ne kadar biyolog bilinci taşınır onu bilmiyorum.l             Diyelim ki; bütün bu özelliklere sahip biriyiz. Canlılarla ilgileniyoruz, meraklı biriyiz, sorgulama yeteneğimiz var. Bütün bu iyi yanlarımızı bir iteleyici güç olarak düşünüp, başlıyoruz üniversiteye … her şey bitti mi? Hayır! asıl maceramız  bundan sonra başlıyor.              Üniversiteye geldiğimiz de ilk hayal kırıklığı fiziksel ortamın kötü olması, bazı eksiklikler, neyse diyoruz güzel ülkemizin şartları bu! Bunu da kabul ediyoruz. Sonra hocalarımız geliyor. Çoğunda o bilim adamı olmanın verdiği ışığı görmeye başlıyoruz. İşte bu güzel! Bari diyoruz iyi bir eğitim alacağız. Belki de onlar gibi olacağız. Hevesimiz daha da artıyor. İlk günler böyle hızlıca geçiyor. Sınavlar başlıyor, birde azıcık başarılıysak düşünün verdiği mutluluğu, hayata daha sağlam bakacak olmanın verdiği hazda var tabi. Her şey çok güzel!             Ara tatiller de ailemizin yanına gittiğimizde önceden ilgilendiğimiz şeylerin daha bilimsel açılımlarını söylüyoruz.  Onlarda da mutluluğumuzu paylaşıyorlar. Dersler devam ettikçe aslında biyolojinin bizim bildiğimizden de daha önemli olduğunu kavrıyoruz. Bu biraz da gurur veriyor; “”doğru şeyi yapıyorum, doğru yoldayım” diye insan kendini sevindiriyor.             Galiba hayatımızda ki ilk bizim olan mesleğimize alışmaya başlıyoruz. Heyecanla başladığımız bölümümüzü hayatımız boyunca ilgilenceğimizi düşünüyor daha da mutlu oluyoruz. En iyi meslek bu diye içimizden sevinç çığlıkları atıyoruz.            Sonradan aile cephesinden veya etraftan şöyle nasihatler “evladım o bölümden mezun olsan da işsiz kalıyormuşsun? İstersen bir kez daha öss ye gir.” Nereden çıktı bu şimdi? Biraz araştırma yapıyorsun çalışma alanları ve iş imkanı gerçekten de kısıtlı. Olsun ben kendimi geliştiririm, yinede işsiz kalmam diye avutuyorsun kendini. Yine de aklının bir kenarında bir endişe “bende mezun işsizler kervanına katılırsam”. Sonra duyuyorsun ki senin ünvanını da almışlar. “Olsun burası Türkiye” bir kanun değişir diğeri gelir, belki düzelir diyorsun. Kısaca; belirsiz bir yolda ilerliyorsun.            İçindeki heyecanla bir şeyleri bilimsel olarak söylemeye çalışıyorsun. Sonra nedense “dinsiz” olursun (evrim konusunda). Zaman geçiyor öğreniyorsun “her şeyi bilimle açıklama çünkü sen biyoloji değil başka bir şey okuyorsun” bütün bunlarla uğraşıp, kendini bir kenara atıp öğrenciliğimi yapmalıyım dersin. En basit “her ailenin 3 çocuk yapması gerektiği sözüne “ kendi dalınla ilgili olabilecek bir yorum yaparsın “ Dünyanın biyolojik kaynakları daha ne kadar kişiyi besler” gibi. sonra her nasılsa dinin çağalın gibisinden bir ilkesine karşı geliyormuşsun, bunu öğrenirsin kısaca; daha bilimin ve dinin işlevinden haberdar olmayan insanların çok olduğu bir ülkede bilim adamı olmaya çalışırsın. Lise de biyoloji dersinde öğrendiğin bir kelime aklına gelir “bilim adamı kararlıdır, tüm güçlüklere karşı yapması gerekeni yapar” biraz bundan destek almaya çalışırsın kendini kandırabilirsen yoluna devam edersin.             Bir şeyin daha farkına varırsın biyoloji uğraşı içindeki duyarlı duygularını da harakete geçirmiştir. Nasıl ki bir ressam tablosunu yaparken hissettiği duyguları, sen ise önünde bir canlı materyal varken hissetmeye başlarsın (o anlatılmayacak yaşanılacak olan bir duygudur) Ressamın ki sanatsal endişeler olurken senin ki yaşamsal daha elle tutulabilir endişelerdir. Yaşama büyük pencereden bakmayı öğrenirsin.   

         sonra mezun olusun artık biyolog olmuşsundur. Bundan sonrası sana kalmıştır. Ne kadar kendini anlatabilirsin bilemem ama ben kendimi umarım size anlatmışımdır.

 “Biyologlar küçük dünyalarında, büyük düşünebilenlerdir”                                                                   görüşmek üzere….
Bu Yazıyı ilk yorumlayan olun Yazdır Arkadaşına Gönder
KURBAĞALAR
07 04 2008
 

KURBAĞALAR  

 

     Aranızda kurbağaya dokunmayan yoktur sanırım… Kurbağalar; çocukların balıkları, biyoloji için güzel deney hayvanları, kimilerine göre mide bulandıran canlılar… Yağmur suları küçük bir çukurda birikince orada balıkların olduğunu zannederlerdi çocuklar ve ellerinde poşetler, çamurlu suda balık avına çıkarlardı akşama kadar, ben hiç bu oyunlara katılmazdım ya onları izler ya da başka oyun bulurdum, hem çamurlu suda balığın işi ne, nasıl geldi o balık oraya çok saçma! Bu bahane tabi o suya girmek büyük cesaret, bahane üretmek bir kaçıştır aslında ya da her kaçışa bir bahaneyle kılıf hazırlar insan, zaten çocuğum ve kurbağa görünce ben korkudan zıplıyorum J her neyse artık kurbağalardan korkmuyorum. Belki sizde küçükken balık sandınız kurbağa larvalarını, çoğu arkadaşım gibi…

  Kurbağalar, İki Yaşamlılar sınıfındaki Anura takımında yer alan, ergin dönemlerinde kuyruksuz, ekvatordan kutup altı bölgelere kadar çok geniş yayılışa sahip omurgalı hayvanlardır. Anura kuyruksuz anlamındadır, Larva döneminden ergin döneme geçişte; kuyruğun kaybolması, solungaçların görevini akciğerlere devretmesi gibi değişikler meydana gelir. İnternette, omurgalı hayvanlar kitaplarında kurbağalarla ilgili yığınla bilgi var, bunları yazmak yerine kurbağaların geçmişten günümüze, insanlarla olan ilişkilerine değinmek istiyorum. Kurbağalar eski dönemlerde kimi zaman tedavi amaçlı kullanılmış, kimi zaman kurbağa yağmurlarının (mucizesine) inanmış insanlar, bazı kabileler besin olarak tüketmişler şu anda birçok ülkede olduğu gibi… Özellikle bazı kara kurbağaları Çin’ de uzun yıllar ilaç yapımında kullanılmış. Kurbağalarla ilgili bir sürü masal var ve hala devam ediyor, bilmeyen yoktur kurbağa prensiJ Biyoloji ve tıp için deney hayvanı olarak en çok tercih edilenlerden biri kurbağalar fizyoloji laboratuarlarının vazgeçilmezleri bundan önceki bir yazımda bahsetmiştim, bilim kurgu filmi bile çekilen dondurulmuş insanlar işte o çalışmadaki model canlıda kurbağalardır. Bir kurbağa türü salgıladıkları maddeyle hücreleri ve dokuları zarar görmeden kışın kalp atışlarını duruyor ve ilkbaharda tekrar kalbi atmaya başlıyor… Balıklar için ve insanlar için yem olarak kullanılan bu iki yaşamlıları asfaltlara yapışmış şekilde görmeye alışıyor insan. Kurbağalar da şehir yaşamına uyum sağlamaya çalışıyorlar ama sonları kötü oluyor, hem artık çocuklar kurbağaları balıkta sanmıyorlardır çünkü kurbağa göremiyorlar artık evlerin etrafında, şehirlerde çocuklar kurbağaları çizgi filmlerden, masallardan öğreniyorlar ya da seslerini işitiyorlar gecenin karanlığında, uykuya dalmadan önce…  http://animaldiversity.ummz.umich.edu
Bu Yazıyı ilk yorumlayan olun Yazdır Arkadaşına Gönder
<< İlk < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sonuç 1 - 9 Toplam 13
© 2009 Biyologlar.Net
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.
Links